Eozinofilik özofajit (EoÖ), yemek borusu dokusunun bağışıklık sistemine ait eozinofil hücreleriyle anormal seviyede infiltre olması sonucu gelişen, besin veya çevresel antijen kaynaklı kronik, immün aracılı bir inflamatuvar hastalıktır. Normal şartlarda özofagus mukozasında yer almayan bu lökositlerin birikimi, dokuda ödem, hassasiyet ve zamanla gelişen fibröz doku oluşumuna zemin hazırlar. Basit bir mide reflüsü tablosundan farklı olarak özofagus disfonksiyonu ile seyreden bu klinik durum vücudun hatalı bağışıklık yanıtı nedeniyle sindirim kanalında kalıcı yapısal değişikliklere yol açabilen, pediatrik yaş grubunda erken tanı ve bütüncül immünolojik yönetim gerektiren özgün bir gastrointestinal patolojidir.
Eozinofilik Özofajit Gelişiminde Genetik ve Çevresel Faktörlerin Rolü Nedir?
Bu hastalığın ortaya çıkış mekanizması, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok yönlüdür. Sürecin arka planında genetik yatkınlık, çevresel faktörler ve bağışıklık sisteminin belirli uyaranlara karşı gösterdiği aşırı duyarlılık bir arada rol oynar. Tıbbi araştırmalar, hücrelerin yapısal bütünlüğünü sağlayan bariyer sistemlerinde görevli bazı genlerdeki farklılıkların, hastalığa zemin hazırlayabildiğini göstermektedir. Özellikle yemek borusunun koruyucu iç yüzeyinin zayıf olması, alerjen maddelerin doku içine daha kolay sızmasına ve bölgedeki bağışıklık hücrelerini uyarmasına yol açabilir. Aile öyküsü bu noktada çok değerli bir ipucudur. Ailede bir çocukta eozinofilik özofajit saptanması durumunda, kardeşlerde de benzer bir tablonun görülme ihtimalinin genel topluma kıyasla oldukça yüksek olduğu bilinmektedir.
Bunun yanı sıra süreci tetikleyen en önemli unsurlardan biri “atopik yapı” olarak adlandırılan genel alerjik zemindir. Eozinofilik özofajit tanısı alan çocukların büyük bir kısmında, eş zamanlı olarak astım, atopik dermatit, besin alerjisi veya alerjik rinit gibi diğer bağışıklık sistemi reaksiyonlarına yatkınlık gözlemlenir. Vücudun besinlere karşı verdiği bu tepki, sadece anında ortaya çıkan klasik alerjiler gibi düşünülmemelidir. Tüketilen gıdaların doğrudan sindirim sistemiyle temas etmesi sonucunda, hücresel düzeyde daha yavaş gelişen ve zamanla dokuda hasar birikimine yol açan karmaşık alerjik mekanizmalar da işin içine girer.
Farklı Yaş Gruplarında Eozinofilik Özofajit Belirtileri Nelerdir?
Hastalığın klinik yüzü, çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel döneme ve yaşına göre çok büyük farklılıklar barındırır. Bu durum teşhis sürecinin zaman zaman uzamasına neden olabilir çünkü bebeklerin şikayetlerini ifade etme biçimi ile ergenlik dönemindeki bir gencin yaşadığı zorluklar tamamen farklıdır.
Bebeklerde ve iki yaş altı çocuklarda sık görülen belirtiler şunlardır:
- Besin reddi
- Beslenme tahammülsüzlüğü
- Sürekli huzursuzluk
- Kusma
- Öğürme
- Büyüme geriliği
Bu yaş grubundaki çocuklarda katı gıdaya geçiş sürecinde yaşanan zorluklar, çiğneme ve yutma gibi motor becerilerin kazanılmasını geciktirebilir. Ayrıca yeterli besin alınamamasına bağlı olarak gelişimi destekleyecek kalori ve vitamin eksiklikleri riski doğar.
Okul çağı çocuklarında (3-12 yaş arası) görülebilen işaretler aşağıdaki gibidir:
- Karın ağrısı
- Bulantı
- Asit önleyici ilaçlara dirençli reflü bulguları
- Çok yavaş yemek yeme
- Lokmaları aşırı küçük alma
- Belirli besinlerden kaçınma
Çocukluk çağında bu belirtiler çocuğun yemek yeme eylemini bir stres kaynağı olarak görmesine yol açabilir. Sık sık su içme ihtiyacı hissetme veya yemekleri aşırı çiğneme gibi uyum sağlama davranışları geliştirilebilir. Bu durum uzun vadede sosyal ortamlarda yemek yemekten kaçınma ve büyüme eğrilerinde yavaşlama ile sonuçlanabilir.
Ergenlik döneminde ve yetişkinliğe geçişte rastlanan durumlar şunlardır:
- Aralıklı yutma güçlüğü
- Gıdaların yemek borusunda takılması
- Yutma sırasında ağrı
- Göğüs bölgesinde yanma
- Karnın üst bölgesinde şişkinlik
- Hazımsızlık
Özellikle yutulan katı lokmaların yemek borusunda fiziksel olarak takılıp kalması, acil müdahale gerektirebilen oldukça korkutucu bir deneyimdir. Hastalığın ilerleyen yıllarında yemek borusunda oluşan iltihaba bağlı kalıcı yapısal daralmalar, bu takılma hissinin en büyük nedenlerinden biridir.
Eozinofilik Özofajit Tanısı Koyarken Hangi Tıbbi Adımlar İzlenir?
Hastalığın doğru ve güvenilir bir şekilde teşhis edilebilmesi için, tıbbi öykünün detaylıca dinlenmesi ve ardından kapsamlı klinik değerlendirmelerin yapılması gerekir. Şikayetlerin doğası ve çocuğun büyüme verileri incelendikten sonra, şüphelenilen vakalarda tanıya ulaşmak amacıyla genellikle üst gastrointestinal sistem endoskopisi planlanır. Endoskopi işlemi sırasında ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir tüp yardımıyla yemek borusunun iç yapısı detaylıca görüntülenir.
Ancak sadece görsel inceleme tanı için yeterli değildir. Hastalık yemek borusunda bölgesel farklılıklar göstererek, yama tarzında bir dağılım sergileyebilir. Bu nedenle güvenilir bir inceleme yapılabilmesi için yemek borusunun farklı seviyelerinden çok sayıda küçük doku örneği alınır. Alınan bu biyopsi örnekleri daha sonra patoloji uzmanları tarafından mikroskop altında incelenir. Mikroskobik incelemede yüksek büyütme alanında belirli bir sayının üzerinde eozinofil hücresinin görülmesi, tanıyı büyük ölçüde destekler. Doku incelemesinde sadece hücre sayısına bakılmaz; aynı zamanda hücrelerin dokuda yarattığı yapısal değişiklikler, hücre tabakalarındaki kalınlaşmalar ve ileride doku sertleşmesine yol açabilecek hücresel uzantılar da değerlendirilir. Endoskopi bulgularına ek olarak bazı hastaların kan tahlillerinde genel eozinofil sayısında artış veya eozinofillerin ürettiği bazı spesifik proteinlerin düzeylerinde yükselme saptanabilir.
Eozinofilik Özofajit Tanısında Alerji Testleri Bize Nasıl Yol Gösterir?
Hastalığın temelinde immünolojik bir reaksiyon yattığı için, süreci tetikleyen potansiyel besinlerin veya çevresel faktörlerin belirlenmesi hedeflenir. Bu amaçla hastanın klinik öyküsüne ve tükettiği gıdalara göre birtakım testler uygulanır.
Tanı sürecinde sıklıkla başvurduğumuz temel alerji yöntemleri şunlardır:
- Deri prick testi
- Atopi yama testi
- Serum spesifik IgE ölçümü
Deri prick testi, cildin en üst yüzeyine çok ufak bir çizik atılarak hazırlanan alerjen solüsyonunun damlatılması prensibine dayanır. Vücudun kısa sürede oluşturduğu aşırı duyarlılık tepkilerini yakalamada yardımcı olabilir. Atopi yama testi ise, şüphelenilen alerjenlerin özel bantlar yardımıyla hastanın sırtına yapıştırılıp birkaç gün boyunca bekletilmesi işlemidir. Eozinofilik özofajit hastalarında hücresel boyutta yavaş gelişen reaksiyonlar rol oynadığı için, yama testleri gizli tetikleyicileri bulmada yol gösterici olabilir. Kandan bakılan spesifik testler ise belirli gıdalara karşı vücudun ürettiği antikor seviyelerini ölçer. Bütün bu testlerin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir; çünkü test sonuçlarının tamamen temiz çıkması, yemek borusunun hücresel düzeyde o gıdaya tepki vermediğini her zaman garanti etmez. Testlerde görünmeyen gizli duyarlılıklar ancak diyet uygulamaları sırasındaki klinik gözlemlerle açığa çıkarılabilir.
Eozinofilik Özofajit Başka Hangi Mide ve Bağırsak Hastalıklarıyla Karışabilir?
Tıpta birçok hastalığın belirtileri birbirini taklit edebilir. Doğru teşhise ulaşabilmek ve en uygun tedavi planını çizebilmek için, yemek borusunda eozinofil artışına neden olabilecek diğer durumların özenle elenmesi gerekir.
Ayırıcı tanıda öncelikle değerlendirilen tıbbi durumlar şunlardır:
- Gastroözofageal reflü hastalığı
- Eozinofilik gastroenterit
- Hipereozinofilik sendrom
- Kandida özofajiti
Mide asidinin yemek borusuna geri kaçması olarak bilinen reflü hastalığı, asidin yarattığı tahrişe bağlı olarak o bölgede hafif bir eozinofil artışına yol açabilir. Bunu ayırt etmek amacıyla genellikle doku örneği alınmadan veya kesin tanı konmadan önce hastaya belirli bir süre yoğun asit baskılayıcı ilaç tedavisi uygulanır. Bu tedaviye rağmen şikayetlerin ve hücresel yoğunluğun devam etmesi, sorunun sadece asit kaynaklı olmadığını gösterir. Diğer bir durum olan eozinofilik gastroenteritte ise bağışıklık hücreleri sadece yemek borusunu değil mideyi ve bağırsak sistemini de yoğun bir şekilde etkiler. Bu durumda şiddetli ishal ve ciddi kilo kaybı tablosu daha ön plandadır. Hipereozinofilik sendrom ise kanda eozinofil hücrelerinin çok yüksek seviyelere ulaştığı ve vücuttaki pek çok farklı organı etkileyebilen çok daha geniş çaplı bir durumdur. Son olarak bağışıklık sistemi zayıfladığında ortaya çıkabilen ve yemek borusunda mantar üremesiyle karakterize olan kandida özofajiti de endoskopik ve patolojik incelemelerle eozinofilik özofajitten ayırt edilmelidir.
Eozinofilik Özofajit Tedavisinde Beslenme Alışkanlıkları ve Diyetler Nasıl Düzenlenir?
Tedavinin en temel basamaklarından biri beslenme modifikasyonlarıdır. İlaçların olası uzun vadeli yan etkilerinden kaçınmak ve hastalığı doğal yollarla kontrol altına alabilmek için diyet yaklaşımları ilk seçenekler arasında yer alır. Ancak büyümekte olan bir çocuğun diyetinden temel gıda gruplarını çıkarmak hassas bir denge gerektirir ve bu sürecin mutlaka ilgili uzmanlar ve pediatrik diyetisyenler eşliğinde yürütülmesi hedeflenir.
Tedavi planında yer alan temel beslenme protokolleri şunlardır:
- Elemental diyet
- Altı besin eliminasyon diyeti
- Dört besin eliminasyon diyeti
- Adım adım eliminasyon diyeti
- Teste dayalı eliminasyon diyeti
Elemental diyet, alerji potansiyeli taşıyan tüm normal gıdaların kesilerek çocuğun sadece özel olarak formüle edilmiş, amino asit bazlı tıbbi mamalarla beslenmesini içerir. Klinik ve dokusal iyileşme açısından önemli bir başarı sağlasa da bu formüllerin tatlarının zorlayıcı olması ve sosyal kısıtlılık yaratması sebebiyle uyum süreci oldukça zordur. Altı besin eliminasyon diyeti; inek sütü, buğday, yumurta, soya, kuruyemişler ve deniz ürünlerinden oluşan, hastalığı tetikleme potansiyeli en yüksek altı gıda grubunun menüden çıkarılmasıdır. Geniş bir gıda kısıtlaması olduğu için çocuğun vitamin, mineral ve kalori ihtiyacının yakından takip edilmesi zorunludur.
Dört besin eliminasyon diyetinde kısıtlama biraz daha hafifletilerek sadece süt, buğday, yumurta ve soya grupları diyetten çıkarılır. Adım adım eliminasyon yönteminde ise sürece en sık reaksiyona neden olan iki besinin (süt ve buğday) diyetten çıkarılmasıyla başlanır, hastanın durumunda iyileşme gözlenmezse aşamalı olarak diğer besin grupları da kesilir. Teste dayalı yaklaşımda ise uygulanan alerji testlerinde pozitif çıkan sonuçlara göre kişiselleştirilmiş bir diyet listesi oluşturulur. Ancak testlerin bazı besin reaksiyonlarını yakalayamama ihtimali göz önünde bulundurularak, bu diyete genellikle inek sütünün doğrudan kesilmesi de eklenir. Özellikle bebeklerde ve çok küçük çocuklarda çiğneme becerilerinin körelmemesi için tamamen sıvı diyet yerine, alerji yapma riski doğada çok düşük olan patates veya elma gibi kısıtlı katı gıdaların tüketimine izin veren modifiye yaklaşımlar da uygulanabilmektedir.
Diyetin Yetersiz Kaldığı Eozinofilik Özofajit Vakalarında Hangi İlaçlar Kullanılır?
Sadece diyetle yeterli iyileşme sağlanamayan, diyet kısıtlamalarına uyum göstermekte zorlanan veya semptomları şiddetli olan hastalarda farmakolojik (ilaçlı) tedaviler devreye girer. Bu aşamada temel amaç yemek borusundaki hücresel iltihabı baskılamak ve doku hasarını durdurmaktır.
Sürecin yönetiminde faydalandığımız başlıca farmakolojik seçenekler aşağıdaki gibidir:
- Yutulan flutikazon propiyonat
- Budesonid viskoz süspansiyon
- Ağızda dağılan steroid tabletleri
- Sistemik oral kortikosteroidler
- Lökotrien reseptör antagonistleri
En sık tercih edilen yöntemlerden biri topikal kortikosteroidlerin yutularak kullanılmasıdır. Normalde solunum yolları için üretilen sprey formundaki ilaçlar, yemek borusunun iç yüzeyini sıvamak amacıyla doğrudan ağız içine püskürtülüp yutulur. Veya özel kıvam artırıcı sıvılarla jel haline getirilen etken maddelerin bal kıvamında yutulması istenir. Bu yöntemlerde ilacın tüm vücuda yayılmasından ziyade doğrudan hasta bölgeye etki etmesi planlanır. İlacın yemek borusunda yeterli süre temas halinde kalabilmesi için uygulamadan sonraki belirli bir süre boyunca yeme ve içme faaliyetlerinin durdurulması çok önemlidir. Bu ilaçların en sık karşılaşılan lokal etkisi ağız içinde pamukçuk (mantar) gelişimi olabileceğinden, uygulama sonrasında ağzın suyla çalkalanması gibi pratik önlemler önerilebilir.
Çok şiddetli yutma güçlüğü olan kilo kaybı yaşayan veya yemek borusunda belirgin daralmalar saptanan acil durumlarda, daha hızlı bir rahatlama sağlamak amacıyla kısa süreli sistemik (ağızdan hap olarak veya damar yoluyla alınan) steroid tedavilerine başvurulabilir. Bu tedavi, semptomları ve doku hasarını belirgin ölçüde geriletmesine rağmen, uzun süreli kullanımda yan etki riskleri taşıdığı ve ilaç kesildiğinde hastalığın tekrar alevlenme ihtimali yüksek olduğu için genellikle geçici bir rahatlatıcı seçenek olarak değerlendirilir. Geleneksel yaklaşımların yetersiz kaldığı durumlarda ise eozinofilleri dokuya çeken kimyasal sinyalleri engellemeye yönelik farklı etken maddelere sahip ilaçlar da tedavi protokollerine dahil edilebilir.
Bahar Ayları ve Polenler Eozinofilik Özofajit Seyrini Etkiler mi?
Atopik yani alerjik yapısı belirgin olan çocuklarda, çevresel faktörlerin hastalığın seyri üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçektir. İlkbahar mevsimiyle birlikte havaya karışan ağaç, çimen ve yabani ot polenleri, genellikle sadece gözlerde sulanma veya burunda akıntı ile sınırlı kalmaz. Solunum yoluyla alınan veya geniz akıntısı sayesinde fark edilmeden yutulan bu hava yolu alerjenleri, yemek borusunun yüzeyine temas ettiğinde oradaki bağışıklık sistemi hücrelerini uyarabilir.
Gözlemsel veriler, yoğun polen maruziyetinin yaşandığı bahar aylarında, eozinofilik özofajit hastalarının yemek borusundaki hücresel yoğunluğun artış gösterebileceğine ve mevcut yutma zorluğu şikayetlerinin daha da belirginleşebileceğine işaret etmektedir. Bu gibi dönemsel alevlenmeleri kontrol altında tutabilmek amacıyla, polen mevsimleri boyunca hastanın mevcut tedavi şemasına burun spreylerinin eklenmesi veya alerji ilaçlarının dozajlarının yeniden düzenlenmesi gibi destekleyici adımlar atılabilir.
Dirençli Eozinofilik Özofajit Hastalarında Yeni Nesil Biyolojik Tedaviler Nasıl Uygulanır?
Tıp bilimi ilerledikçe, standart diyetlere ve konvansiyonel ilaçlara yeterli yanıt vermeyen, hastalığı ağır seyreden veya eş zamanlı olarak şiddetli astım, egzama gibi sorunları bulunan vakalar için hedefe yönelik yeni nesil tedaviler geliştirilmektedir. Biyolojik tedaviler adı verilen bu yöntemler bağışıklık sistemindeki alerji zincirini hücresel düzeyde spesifik noktalardan bloke etmeyi hedefler.
Ağır ve dirençli vakalarda biyolojik tedavinin sağladığı temel faydalar şunlardır:
- Yutma güçlüğünün gerilemesi
- Dokudaki eozinofil sayısının azalması
- Yemek borusundaki yapısal daralmaların hafiflemesi
- Doku yırtıklarının iyileşme sürecine girmesi
Bu amaçla geliştirilen ve deri altına uygulanan biyolojik ajanlar, eozinofilleri hedef dokuya yönlendiren sinyal moleküllerini devre dışı bırakarak hücresel göçü durdurmaya çalışır. Uygulama süreci, hastanın vücut ağırlığına ve yaşına göre belirli aralıklarla deri altı enjeksiyonlar şeklinde planlanır. Uluslararası tıp rehberleri, standart yöntemlerin yetersiz kaldığı belirli yaşın üzerindeki çocuklarda bu ileri düzey tedavilerin kullanılmasını önermektedir. Ülkemizde de bu tür tedaviler, gerekli tıbbi şartların sağlanması, hastanın diğer yöntemlere dirençli olduğunun belgelenmesi ve uzman hekimlerce düzenlenen sağlık kurulu raporlarının onaylanması durumunda sosyal güvenlik kapsamına alınabilmektedir. Bu tedaviler, hastalığın yemek borusunda yarattığı yapısal tahribatın durdurulması ve çocuğun yaşam kalitesinin yeniden inşa edilmesi açısından önemli bir umut vadetmektedir.
Eozinofilik Özofajit Hastalığının Uzun Vadeli Takibi Nasıl Yapılmalıdır?
Bu hastalığın yönetimindeki en hassas nokta, sürecin akut bir enfeksiyon gibi kısa sürede geçip gitmeyeceğini ve kronik bir takip gerektirdiğini kavramaktır. Hastalığın belirtileri ile hücresel seviyedeki hasar her zaman birbiriyle eş zamanlı ilerlemeyebilir. Çocuğun yutkunma şikayetlerinin azalması, dokudaki eozinofil göçünün ve hücresel savaşın tamamen bittiği anlamına gelmez. Bu nedenle uygulanan tedavi veya diyet değişikliklerinden belirli bir süre sonra, tedaviye verilen yanıtın hem klinik hem de dokusal düzeyde doğrulanması elzemdir. Bu doğrulama işlemi genellikle kontrol endoskopileri ve yeni biyopsi örneklemeleriyle gerçekleştirilir.
Tedavi sürecinin aksatılması veya uygun olmayan şekilde sonlandırılması, hastalığın sinsi bir şekilde ilerlemesine zemin hazırlar. Kronik iltihaplanma zamanla yemek borusu duvarının esnekliğini bozarak dokunun kalınlaşmasına ve kalıcı daralmaların oluşmasına yol açabilir. Daralmaların çok şiddetli olduğu ve hastanın katı gıdaları yutmakta tamamen tıkandığı durumlarda, medikal ilaçlar tek başına yeterli olmayabilir. Böyle durumlarda, endoskopik yöntemlerle yemek borusuna yerleştirilen özel balonların şişirilmesi yoluyla daralmış bölgenin mekanik olarak genişletilmesi işlemine ihtiyaç duyulabilir.
Sıkça sorulan sorular

Uzm. Dr. Ali Demirhan, 2008 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde ihtisasını tamamlamıştır. 2014–2018 yılları arasında aynı hastanede çocuk sağlığı uzmanı olarak görev yapmış, 2021 yılında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerjisi yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak çocuk alerjisi ve bağışıklık sistemi hastalıkları alanında uzmanlaşmıştır.
Dr. Demirhan, çocuklarda alerjik hastalıklar, astım, bağışıklık sistemi yetmezlikleri ve kronik solunum yolu problemleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Tedavi yaklaşımında her çocuğun bağışıklık sistemini bireysel farklılıklarıyla değerlendirir; alerjik nedenleri hedefleyen, bilimsel temelli ve kişiye özel tedavi protokolleri uygular. Alerji testleri, immünoterapi (alerji aşısı) ve ameliyatsız solunum tedavilerinde modern yöntemleri benimsemektedir.
Halen Mersin’deki özel kliniğinde hasta kabul eden Uzm. Dr. Ali Demirhan, çocuklarda besin ve polen alerjileri, astım, atopik dermatit, ürtiker, bağışıklık yetmezliği ve kronik öksürük gibi durumların tanı ve tedavisinde kapsamlı çözümler sunmakta; çocuk sağlığını koruyucu, güvenli ve bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır.
