Çocuklarda atopik dermatit (egzama), temel olarak iki ana mekanizmanın birleşimiyle ortaya çıkar: Cildin koruyucu bariyer fonksiyonunun genetik olarak zayıf ve “sızdırmaya” eğilimli olması ile bağışıklık sisteminin bu bozuk bariyere giren alerjenlere ve tahriş edici maddelere karşı aşırı, iltihaplı (atopik) bir yanıt vermesi. Bu durum bir kısır döngü yaratır. Tedavisi de bu iki ana nedene odaklanır: Cilt bariyerini özel nemlendiricilerle (emolyenlar) sürekli onarmak ve güçlendirmek; aynı zamanda topikal veya sistemik ilaçlarla altta yatan bu bağışıklık tepkisini ve iltihabı (enflamasyonu) sakinleştirmek.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Atopik dermatit nedir? | Kronik, tekrarlayıcı, inflamatuar (iltihabi) bir cilt hastalığıdır. Bebeklikten itibaren başlayabilir ve kaşıntılı cilt lezyonlarıyla karakterizedir. |
| Kimlerde görülür? | Genetik yatkınlığı olan çocuklarda daha sık görülür. Ailede astım, alerjik rinit veya egzama öyküsü olanlarda risk artar. |
| Nedenleri nelerdir? | Cilt bariyerinde bozulma, bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılığı, çevresel faktörler ve alerjenlerle temas hastalığın nedenleri arasındadır. |
| Tetikleyici faktörler | Sıcaklık değişiklikleri, terleme, deterjanlar, sabunlar, yünlü giysiler, stres, gıda alerjenleri ve ev tozu akarları gibi çevresel etkenlerdir. |
| Belirtileri nelerdir? | Ciltte kuruluk, kızarıklık, kaşıntı, kabuklanma, zaman zaman sızıntı ve enfeksiyon gelişimiyle birlikte seyredebilir. |
| Yaşa göre yerleşim bölgeleri | Bebeklerde yanak, alın ve dirsek diz dış yüzeyleri; çocuklarda dirsek içi, diz arkası ve boyun gibi kıvrım bölgelerinde yaygındır. |
| Kaşıntının etkisi | Şiddetli kaşıntı, uykusuzluğa ve ciltte tahrişe yol açar. Çocuklarda huzursuzluk ve gelişim geriliği görülebilir. |
| Tanı nasıl konur? | Klinik muayene ile tanı konur. Gerekirse gıda ve çevresel alerjenlere yönelik testler yapılabilir. |
| Nemlendirici kullanımı | Tedavinin temel taşıdır. Cildi nemli tutmak için her gün, özellikle banyodan sonra bol miktarda uygulanmalıdır. |
| İltihap giderici tedavi | Hafif-orta şiddette kortizon içeren kremler kullanılabilir. Gerekli durumlarda immün modülatör içeren topikal ajanlar tercih edilir. |
| Kaşıntı giderici ilaçlar | Uyku kalitesini artırmak ve kaşıntıyı azaltmak için antihistaminikler reçete edilebilir. |
| Enfeksiyon gelişimi | Ciltte çatlaklar ve kaşıma sonucu bakteriyel enfeksiyon gelişebilir. Bu durumda antibiyotikli kremler veya sistemik antibiyotik gerekebilir. |
| Banyo önerileri | Ilık su ile kısa süreli banyo yapılmalı, sabun yerine nemlendirici yıkama ürünleri kullanılmalıdır. Banyodan sonra nemlendirici mutlaka uygulanmalıdır. |
| Giysi seçimi | Pamuklu, yumuşak ve bol giysiler tercih edilmelidir. Yünlü ve sentetik kumaşlardan kaçınılmalıdır. |
| Uzun dönem takip gerekliliği | Atopik dermatit kronik seyirli bir hastalık olduğundan, düzenli takip ve cilt bakım rutini ile kontrol altında tutulmalıdır. |
Çocuğumdaki egzama ne kadar yaygın ve hayatı nasıl etkiler?
Atopik dermatit oldukça yaygındır; dünya genelinde çocukların yaklaşık %20’sini, bazı bölgelerde ise %30’unu etkileyebilmektedir. Genellikle çok erken yaşta başlar; hastaların büyük çoğunluğu ilk belirtilerini 5 yaşından önce, önemli bir kısmı ise 3-6 aylıkken gösterir.
Bu durumu basit bir cilt kaşıntısı olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Hastalığın temel belirtisi olan şiddetli kaşıntı, “kaşıntı-kaşıma döngüsü” olarak bilinen bir kısır döngüye yol açar. Çocuk kaşındıkça cilt bariyeri daha da bozulur, bozulan bariyer iltihabı ve kaşıntıyı daha da artırır. Bu döngü, özellikle geceleri yoğunlaşarak ciddi uyku bozukluklarına neden olur. Yeterince uyuyamayan çocukta gün içinde huzursuzluk, dikkat dağınıklığı ve öğrenme güçlükleri görülebilir. Sürekli kaşıntı ve görünür cilt lezyonları, çocukta kaygı, stres ve sosyal çekingenliğe yol açarak akran ilişkilerini ve okul başarısını olumsuz etkileyebilir.
Çocuklarda atopik dermatit yaşa ve cilt rengine göre farklı görünür mü?
Evet, bu atopik dermatitin en karakteristik özelliklerinden biridir. Lezyonların görünümü ve vücutta yayıldığı bölgeler çocuğun yaşına göre belirgin bir şekilde değişiklik gösterir.
Bebeklik (0-2 yaş) döneminde, egzama genellikle “akut” yani ıslak bir görünüm sergiler. Lezyonlar ödemli, kızarık kabarıklıklar şeklindedir ve sıklıkla üzerlerinde sulanma, sızıntı (akıntı) ve kabuklanma görülür. En tipik yerleşim yeri yüz, özellikle yanaklardır. Ancak ilginç bir şekilde ağız çevresi ve bebek bezi bölgesi genellikle korunur. Yanakların yanı sıra saçlı deri, boyun, gövde ve kolların-bacakların dış (ekstansör) yüzeyleri de sık etkilenen bölgelerdir.
Çocukluk (2-12 yaş) döneminde, lezyonlar daha “kronik” ve kuru bir hal alır. Sürekli kaşımaya bağlı olarak likenifikasyon (deride kalınlaşma, derinin kaba ve çizgili bir görünüm alması) en belirgin özellik haline gelir. Lezyonlar artık daha kurudur ve daha az sızıntı görülür. Bu yaştaki en önemli değişiklik, lezyonların yerleşim yeridir. Kolların ve bacakların dış yüzeylerinden iç yüzeylerine, yani dirsek içleri ve diz arkası gibi büküm (fleksural) yerlerine kayar. Bu değişim rastgele değildir; emekleyen bir bebeğin dizleri ve dirsekleri sürekli yere temas ederken, yürümeye başlayan ve hareketlenen bir çocuğun büküm yerleri sürtünme, terleme ve ısı artışına daha fazla maruz kalır.
Koyu ten renklerinde egzamanın farklı görünebileceğini bilmek çok önemlidir. Koyu tenli çocuklarda, açık tenlilerde görülen tipik “kızarıklık” (eritem) belirgin olmayabilir veya fark edilmeyebilir. Bunun yerine, lezyonlar hiperpigmente (çevre cilde göre daha koyu kahverengi), violase (morumsu) veya hipopigmente (daha açık renkli, gri veya kül rengi) görünebilir. Kıl köklerinin etrafında belirginleşme ve iltihap sonrası cillte renk değişiklikleri (lekelenme) de koyu ten renklerinde daha sık rastlanan bulgulardır.
Egzama neden olur? Cildin içinde neler oluyor?
Atopik dermatitin temelinde üç ana faktörün karmaşık bir etkileşimi yatar: cilt bariyerinin bozulması, genetik yatkınlık ve bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi. Günümüzde en çok kabul gören model, her şeyi başlatan temel olayın, cildin koruyucu bariyerindeki bir bozukluk olduğu yönündedir.
“Bozuk cilt bariyeri” ne anlama geliyor?
Cildimizin en dış tabakasını bir duvar gibi düşünebiliriz. Bu duvarda “tuğlalar” (cilt hücreleri) ve bu tuğlaları bir arada tutan “harç” (seramidler, kolesterol ve yağ asitlerinden oluşan özel bir lipid tabakası) bulunur:
Atopik dermatitli ciltte, bu “harç” yapısal olarak kusurludur. Özellikle “seramid” adı verilen kilit yağ moleküllerinde eksiklik vardır. Harcı zayıf olan bir duvar nasıl su sızdırır ve dış etkenlere karşı dayanıksız olursa, AD’li cilt de böyle davranır.
Bu durumun iki ana sonucu vardır:
- Su Kaybı: Cilt, içindeki nemi tutamaz ve hızla kaybeder. Bu durum egzamalı cildin tipik “kuru” görünümünün nedenidir. Bu kuruluk, henüz lezyon çıkmamış, sağlıklı görünen cilt bölgelerinde bile mevcuttur.
- Geçirgenlik Artışı: Bariyer zayıf olduğu için dışarıdan gelen bazı maddeler kolayca cildin alt katmanlarına sızar.
Bu sızan maddeler şunlardır:
- Tahriş edici maddeler (deterjanlar, kimyasallar)
- Mikroplar (özellikle Staphylococcus aureus adlı bakteri)
- Alerjenler (ev tozu akarları, polenler, besinler)
Bu sızıntı, cildin altında bekleyen bağışıklık sistemini “uyarır” ve iltihabi reaksiyonu (inflamasyonu) başlatır.
Atopik dermatitin genetikle ilgisi var mı?
Evet, güçlü bir genetik yatkınlık söz konusudur. Ailede atopi (egzama, alerjik rinit veya astım) öyküsü olması en önemli risk faktörlerinden biridir.
Bu genetik bağlantılardan en iyi bilineni, Filaggrin (FLG) genindeki fonksiyon kaybı mutasyonlarıdır. Filaggrin, cilt bariyeri için hayati öneme sahip bir proteindir ve iki temel görevi vardır. Birincisi, cilt hücrelerinin (tuğlaların) içindeki lifleri bir araya toplayarak sağlam bir “tuğla” yapısı oluşturmasını sağlar. İkincisi, görevini tamamladıktan sonra parçalanarak cildin nemini tutan “Doğal Nemlendirici Faktör”ü (NMF) oluşturur. Bu NMF, aynı zamanda cildin hafif asidik pH’ını korumasını sağlar. Bu asidik ortam, zararlı bakterilerin üremesini engellemek için gereklidir.
FLG genindeki bir mutasyon, bu proteinin eksik üretilmesine yol açar. Sonuç olarak ortaya çıkan durumlar şunlardır:
- Yapısal olarak düzensiz bir cilt
- Derin nem kaybı (kuruluk)
- Cilt pH’ının yükselmesi (alkaliye kayması)
- Bariyerin çökmesi
Bu durum alerjenlerin cilde nüfuz etmesi için adeta bir “otoyol” açar ve alerjik duyarlanmayı kolaylaştırır. Bu mutasyona sahip çocuklar genellikle daha erken yaşta, daha şiddetli ve kalıcı egzama yaşarlar ve ileride astım veya besin alerjisi geliştirme riskleri çok daha yüksektir.
Bağışıklık sistemi egzama sürecine nasıl dahil oluyor?
Bozuk bariyer hastalığı “başlatırken”, gördüğümüz klinik belirtileri (kızarıklık, şişlik, kaşıntı) yaratan şey bağışıklık sisteminin aşırı tepkisidir. Atopik dermatit, temel olarak bağışıklık sistemimizin “Th2” olarak adlandırılan “alerji kolunun” aşırı ve uygunsuz çalışmasıyla karakterize bir hastalıktır.
Bozuk bariyerden giren alerjenler ve mikroplar, ciltteki bağışıklık hücrelerini aktive eder. Bu hücreler, “alarmin” (alarm sinyalleri) salgılar. Bu alarmlar, Th2 hücrelerini hızla çoğaltır ve bu hücreler de egzamayı şiddetlendiren özel haberci proteinler (sitokinler) üretir.
Bunlardan en önemlileri IL-4 ve IL-13’tür. Bu ikili, atopik dermatitin “generalleri” gibidir. Bağışıklık sistemine alerji antikoru olan IgE üretmesi talimatını verirler. Daha da önemlisi, doğrudan cilt hücrelerine etki ederek Filaggrin gibi bariyer proteinlerinin üretimini baskılarlar.
Bu durum bir kısır döngü yaratır:
- Cilt bariyeri (belki genetik olarak) başlangıçta bozuktur.
- Alerjenler sızar.
- Bağışıklık sistemi (Th2) IL-4/IL-13 salgılar.
Bu IL-4/IL-13, hem iltihaplanmaya (kızarıklık, kaşıntı) neden olur HEM DE cildin kendi Filaggrin üretimini baskılayarak bariyeri daha da bozar.
Bariyer daha da bozulduğu için, daha fazla alerjen içeri girer ve döngü yeniden başlar.
Bu kısır döngü, tedavimizin neden iki yönlü olması gerektiğini açıklar: Tedavi, aynı anda hem dışarıdan bariyeri onarmalı (nemlendiriciler) hem de içeriden bariyeri yıkan iltihabı baskılamalıdır (anti-enflamatuar ilaçlar).
Çocuğuma atopik dermatit tanısı nasıl konur?
Atopik dermatit tanısı tamamen klinik bir tanıdır. Yani tanıyı koyduran spesifik bir kan tahlili veya biyopsi yöntemi yoktur. Tanı, doktorun hastanın öyküsünü alması ve karakteristik klinik bulguları görmesiyle konulur.
Tanı için anahtar özellikler şunlardır:
- Kaşıntı (egzamanın olmazsa olmazıdır)
- Tipik görünüm ve yaşa özel dağılım (bebekte yanaklar/dış yüzeyler, çocukta büküm yerleri)
- Kronik veya tekrarlayıcı bir seyir
- Kişisel veya ailevi atopi öyküsü (astım, alerjik rinit veya atopik dermatit öyküsü)
Egzama başka hangi cilt hastalıkları ile karıştırılabilir?
Özellikle bebeklik döneminde egzama benzeri döküntü yapabilen başka durumlar da vardır. Ayırıcı tanıda şunlar düşünülür:
- Seboreik dermatit (konak)
- Kontakt dermatit (tahriş veya alerjik temas egzaması)
- Uyuz (skabiyez)
- Sedef hastalığı (psoriasis)
- İmpetigo (bakteriyel cilt enfeksiyonu)
Egzama için alerji testi (deri veya kan) yaptırmak gerekir mi?
Bu çok önemli bir yanılgıdır: HAYIR. Hiçbir alerji testi tek başına atopik dermatit tanısı koydurmaz. Testlerin rolü, egzama tanısı koymak değil mevcut egzamayı tetikleyebilecek veya egzama ile birlikte bulunan (komorbid) diğer alerjik hastalıkları (besin alerjisi, alerjik rinit gibi) tanımlamaktır.
Testler genellikle şu durumlarda istenir: (1) Standart tedavilere yanıt vermeyen, inatçı, orta veya şiddetli egzaması olan hastalarda veya (2) Özellikle bir besin veya çevresel alerjenle temas sonrası ani gelişen, tekrarlayan ve net bir alerjik reaksiyon öyküsü (kurdeşen, dudakta şişme, kusma, hırıltı) olan hastalarda.
Bu testlerde çıkan her pozitif sonuç “alerji” anlamına gelmez. Bu testler “duyarlanmayı” (sensitizasyon) gösterir, “klinik alerjiyi” değil. Örneğin teste göre yumurtaya “duyarlı” çıkan bir çocuk, eğer hiçbir sorun yaşamadan yumurta yiyebiliyorsa, bu test sonucunun o çocuk için klinik bir anlamı yoktur ve diyetten yumurtanın çıkarılması yanlıştır. Geniş gıda alerjisi panelleri istemek, yüksek “yanlış pozitiflik” oranları nedeniyle gereksiz ve zararlı diyet kısıtlamalarına yol açabilir.
Egzama tedavisinin temeli nedir?
Tüm atopik dermatit hastaları için, hastalığın şiddetinden bağımsız olarak tedavinin temel taşı budur.
Nemlendirici (emolyen) kullanımı, atopik dermatit tedavisinin “olmazsa olmazıdır”. Hatırlayalım; bu cildin “harcı” eksikti. Nemlendiriciler, bu eksik harcı yerine koyan yapay bir bariyer görevi görür. Cildin su kaybını azaltır, nem seviyesini artırır ve kaşıntıyı hafifletirler. En etkili olanlar, en yağlı olanlardır. Merhemler (örn. vazelin bazlı) en iyi bariyeri sağlar. Kremler ikinci sıradadır. Losyonlar ise su içerikleri yüksek olduğu için buharlaşırken cildi daha da kurutabilir, bu nedenle genellikle tercih edilmezler. Ürünler parfümsüz ve boyasız olmalıdır.
Banyo alışkanlıkları da kritiktir. Her gün 5-10 dakikalık ılık suyla duş veya banyo önerilir. Banyo, cildi nemlendirir, alerjenleri ve kabukları temizler ve sürülecek ilaçların emilimini artırır. Sabun ve köpüren ürünlerden kaçınılmalı, pH’ı düşük, sabun içermeyen nazik temizleyiciler kullanılmalıdır.
En kritik nokta ise banyodan sonrasıdır: “Islat ve Mühürle” (Soak and Seal) tekniği. Banyodan çıkınca cilt havluyla nazikçe “sürtmeden”, sadece “dokunarak” hafifçe nemi alınmalı (tamamen kurulanmamalı) ve ilk üç dakika içinde nemli cilde hemen nemlendirici veya doktorun verdiği ilaçlı krem sürülmelidir. Bu suyu cilde “hapsetmenin” en etkili yoludur.
Seyreltilmiş çamaşır suyu banyosu, orta-şiddetli egzaması olan veya sık cilt enfeksiyonu geçiren hastalarda etkili bir yardımcı yöntemdir. Egzamalı ciltte S. aureus adlı bakteri sıkça bulunur ve iltihabı körükler. Seyreltilmiş çamaşır suyu banyosu (yaklaşık 150 litrelik bir küvete yarım su bardağı standart ev tipi çamaşır suyu) haftada 2-3 kez uygulanarak cildin üzerindeki bu bakteri yükünü azaltır.
Egzamayı tetikleyen faktörler nelerdir ve nasıl kaçınılır?
Kaçınılması gereken yaygın non-alerjik tetikleyiciler vardır:
- Yünlü kumaşlar
- Sentetik ve sıkı kumaşlar
- Parfümlü sabunlar
- Parfümlü deterjanlar ve yumuşatıcılar
- Aşırı terleme
- Ani ısı ve nem değişiklikleri
- Stres
Alerjik tetikleyiciler ise kişiye özeldir. Eğer testlerle bir alerji kanıtlanmışsa (örn. ev tozu akarı, kedi tüyü), buna yönelik çevresel önlemler alınabilir. Besinlerden kaçınma ise, sadece kanıtlanmış bir besin alerjisi varsa ve doktor tarafından önerildiyse yapılmalıdır.
Alevlenen egzama için hangi topikal (sürülen) ilaçlar kullanılır?
Temel bakıma rağmen aktif hale gelen (kızaran, kaşınan) egzama lezyonları için iltihabı baskılayan ilaçlar gerekir.
- Topikal Kortikosteroidler (TCS), yani kortizonlu kremler, atopik dermatitte birinci basamak tedavidir. Güvenli kullanımları, doğru gücün (potens) doğru bölgeye, doğru sürede uygulanmasına bağlıdır. Yüz, göz kapakları, koltuk altı gibi ince deri bölgelerine düşük güçlü; gövde, kollar ve bacaklara orta güçlü kortikosteroidler uygulanır. Alevlenme başladığında, uygun güçteki kortizonu kısa sürede kullanarak alevlenmeyi hızla bastırmak (“hızlı ve güçlü vur” yaklaşımı) genellikle daha etkili ve güvenlidir.
- Topikal Kalsinörin İnhibitörleri (TCI), yani Takrolimus ve Pimekrolimus, kortizon içermeyen iltihap baskılayıcı ajanlardır. En büyük avantajları, kortizonun neden olabileceği ciltte incelme (atrofi) veya çatlak gibi yan etkilere yol açmamalarıdır. Bu özellikleri sayesinde, yüz, göz kapakları, boyun ve büküm yerleri gibi hassas bölgelerde uzun süreli kullanım ve idame tedavisi için mükemmel ve güvenli seçeneklerdir.
- Proaktif tedavi, egzama yönetiminde modern ve çok önemli bir yaklaşımdır. Klasik olarak ilaçlar sadece alevlenme olduğunda kullanılır. Ancak bir alevlenme geçtikten ve cilt “temiz” göründükten sonra bile, o bölgede “görünmeyen” bir iltihap devam eder. Proaktif tedavi, alevlenme kontrol altına alındıktan sonra, daha önce sık alevlenen bu “sıcak noktalara” iltihap baskılayıcı bir ilacın (genellikle TCI) haftada iki gün (örn. sadece hafta sonları) düzenli olarak uygulanmasıdır. Bu stratejinin, alevlenmelerin sıklığını ve şiddetini önemli ölçüde azalttığı kanıtlanmıştır.
Şiddetli egzama alevlenmeleri ve enfeksiyonlar nasıl yönetilir?
Kaşıntıyı durdurmanın en etkili yolu, altta yatan iltihabı (kortizonlu/TCI kremlerle) ve kuruluğu (nemlendiricilerle) kontrol altına almaktır. Özellikle uykuyu bölen şiddetli gece kaşıntılarında, sedasyon (uyku) verici birinci nesil antihistaminikler kısa süreli kullanılabilir. Bunların faydası, çocuğun uykuya dalmasını sağlayarak gece kaşıntı-kaşıma döngüsünü kırmalarıdır.
Şiddetli, akut alevlenmelerde “ıslak sargı” (wet-wrap) tedavisi çok hızlı rahatlama sağlar. Etkilenen cilde ilaç veya nemlendirici sürülür, ardından ıslatılıp sıkılmış bir kat sargı ve en üste kuru bir kat sargı uygulanır. Bu teknik, ilacın emilimini artırır, güçlü bir serinletme ve kaşıntı giderici etki sağlar.
Egzamalı cilt enfeksiyonlara açıktır. Dikkat edilmesi gereken iki ana enfeksiyon vardır:
Bakteriyel Enfeksiyon (İmpetigo): Genellikle S. aureus ile olur. Belirtileri şunlardır:
- Aşırı sulanma ve sızıntı
- Püstüller (iltihaplı kabarcıklar)
- Klasik “bal rengi kabuklanma”
Bu durum ağızdan (sistemik) antibiyotik tedavisi gerektirir.
Egzama Herpetikum (Viral Enfeksiyon): Bu dermatolojik bir acil durumdur. Egzamalı cilt üzerinde yaygın bir Herpes Simpleks Virüsü (Uçuk Virüsü) enfeksiyonunun gelişmesidir. Belirtileri şunlardır:
- Ateş, halsizlik ve lenf bezlerinde şişlik
- Aniden ortaya çıkan, gruplar halinde, hepsi aynı görünümde (monomorfik) veziküller (içi su dolu kabarcıklar)
- “Zımba ile delinmiş gibi” görünen küçük, yuvarlak yaralar
Bu tablo göz tutulumu gibi ciddi komplikasyonları önlemek için acil tanı ve sistemik antiviral tedavi (örn. asiklovir) gerektirir.
Topikal kremler yetersiz kaldığında, şiddetli atopik dermatit için hangi ileri tedaviler (iğne veya hap) kullanılır?
Optimize edilmiş topikal tedaviye ve temel bakıma rağmen hastalığı kontrol altına alınamayan orta-şiddetli atopik dermatitli çocuklar için, sistemik (tüm vücudu etkileyen) tedaviler gerekir. Son yıllarda, bu alanda “akıllı ilaçlar” olarak bilinen hedefe yönelik biyolojik ajanlar ve küçük moleküllü ilaçlar sayesinde bir devrim yaşanmıştır.
- Biyolojik Ajanlar (Örn: Dupilumab): Bunlar iltihap sürecindeki spesifik hedefleri (haberci proteinleri) bloke etmek için tasarlanmış “akıllı ilaçlardır”. Dupilumab, cilt altı enjeksiyon şeklinde uygulanır ve atopik dermatit patogenezinin “generalleri” olan IL-4 ve IL-13’ün her ikisinin de sinyal yolunu bloke eder. Bu iki kilit sitokini aynı anda durdurarak, hem iltihabı baskılar hem de dolaylı olarak cildin bariyer fonksiyonunun düzelmesine yardımcı olur. 6 ay ve üzeri yaştaki orta-şiddetli AD hastaları için onaylıdır ve uzun vadeli güvenlik profili çok iyidir. Lebrikizumab gibi özellikle IL-13’ü hedefleyen yeni biyolojik ajanlar da mevcuttur.
- Oral JAK İnhibitörleri (Örn: Abrositinib, Upadasitinib): Bunlar ağızdan (hap) alınan “küçük moleküllerdir”. Hücre içinde çalışarak JAK-STAT adı verilen bir sinyal “santralini” bloke ederler. Bu santral, egzama ile ilişkili birçok iltihap sitokininin hücreye talimat vermesi için kritik öneme sahiptir. 12 yaş üzeri ergenlerde onaylıdırlar. En belirgin özellikleri, çok hızlı etki başlangıçlarıdır; özellikle kaşıntıda tedavinin ilk birkaç günü içinde dramatik bir rahatlama sağlarlar. Ancak romatoid artritli yaşlı yetişkinlerde yapılan çalışmalara dayanan bir “kutu uyarısı” (enfeksiyon, pıhtılaşma riski vb.) taşırlar. Bu nedenle kullanımları, dikkatli bir hasta seçimi ve yakın laboratuvar takibi gerektirir.
Bu iki grup ilaç arasında seçim yapılırken, Dupilumab genellikle çok iyi bilinen uzun vadeli güvenlik profili nedeniyle ilk tercih edilen sistemik ajan konumundadır. Oral JAK inhibitörleri ise, özellikle yaşam kalitesini alt üst eden çok şiddetli kaşıntısı olan hastalar için, sundukları benzersiz etki hızıyla güçlü bir alternatif oluşturur.
Egzamanın “atopik yürüyüş” (astım, besin alerjisi) ile ilişkisi nedir?
Atopik dermatit, genellikle izole bir cilt rahatsızlığı değildir. Çoğu zaman, sistemik bir “atopik yatkınlığın” ilk ve en görünür belirtisidir. “Atopik yürüyüş”, alerjik hastalıkların çocukluk çağında karakteristik bir sırayla ortaya çıkma eğilimini ifade eder.
Bu ilerleyiş tipik olarak şöyle seyreder:
- Bebeklikte Atopik Dermatit (Egzama)
- Erken çocuklukta IgE aracılı Besin Alerjisi
- Orta çocuklukta Alerjik Rinit (Saman Nezlesi)
- Geç çocukluk veya ergenlikte Astım
Bu yürüyüşün temel mekanizmasının “epikutanöz duyarlanma” (cilt yoluyla alerjenle tanışma) olduğuna inanılmaktadır. Egzamalı bebeğin bozuk, “sızdıran” cilt bariyeri, çevresel alerjenler (evdeki fıstık tozu, yumurta proteini, ev tozu akarı gibi) için birincil ve çok etkili bir giriş kapısı görevi görür. Alerjenlerin sindirim sistemi yerine, iltihaplı bir cilt üzerinden bağışıklık sistemiyle tanışması, güçlü bir sistemik “alerjik” tepkiye ve o alerjene özgü IgE antikorlarının üretilmesine yol açar. Bu sistemik “duyarlanma” geliştikten sonra, çocuk aynı alerjenle mukozal yoldan (örn. besini yiyerek veya alerjeni soluyarak) karşılaştığında, artık diğer organlarda da alerjik reaksiyonlar gelişmeye başlar.
Bu hipotez, tedavide çığır açıcı bir olasılığı gündeme getirir: Eğer bebeklik egzamasını çok erken ve çok agresif bir şekilde tedavi edersek, yani en başından itibaren bariyeri “mühürlersek”, bu ilk “epikutanöz duyarlanma” adımını engelleyebiliriz. Cildi mühürleyerek, alerjenlerin girişini ve bağışıklık sisteminin uyarılmasını engelleyerek, atopinin doğal seyrini değiştirmek ve sonraki alerjik hastalıkların (özellikle besin alerjisi) gelişme olasılığını azaltmak mümkün olabilir. Bu orta-şiddetli egzaması olan bebeklerin neden bir uzmana erken yönlendirilmesi gerektiğinin en güçlü gerekçesidir.
Ayrıca besin alerjisi gelişmesini önlemek için, özellikle yüksek riskli (şiddetli egzaması olan) bebeklerde, başta fıstık ve yumurta olmak üzere alerjenik gıdaların erken (4-6 ay civarında) ve düzenli olarak beslenmeye dahil edilmesi önerilmektedir.
Çocuklarda atopik dermatit yönetimi, artık sadece belirtileri baskılamaktan çıkıp, hastalığın temelindeki bozuk bariyer ve aşırı bağışıklık tepkisi döngüsünü hedef alan kişiselleştirilmiş bir yaklaşıma dönüşmüştür. Temel direk, her zaman yoğun nemlendirme ve tetikleyicilerden kaçınmadır. Modern hedefe yönelik tedaviler (biyolojik ajanlar ve JAK inhibitörleri), orta-şiddetli hastalığı olan çocuklar için devrim yaratmıştır. Ancak asıl hedef artık sadece cildi temizlemek değil aynı zamanda “atopik yürüyüşü” de yönetmektir. Egzamayı sistemik bir sürecin ilk adımı olarak görmek ve özellikle bebeklikte agresif tedavi ile cildi “mühürlemek”, çocuğun gelecekteki alerjik hastalık yükünü azaltma potansiyeli taşımaktadır.
Sıkça sorulan sorular

Uzm. Dr. Ali Demirhan, 2008 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde ihtisasını tamamlamıştır. 2014–2018 yılları arasında aynı hastanede çocuk sağlığı uzmanı olarak görev yapmış, 2021 yılında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerjisi yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak çocuk alerjisi ve bağışıklık sistemi hastalıkları alanında uzmanlaşmıştır.
Dr. Demirhan, çocuklarda alerjik hastalıklar, astım, bağışıklık sistemi yetmezlikleri ve kronik solunum yolu problemleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Tedavi yaklaşımında her çocuğun bağışıklık sistemini bireysel farklılıklarıyla değerlendirir; alerjik nedenleri hedefleyen, bilimsel temelli ve kişiye özel tedavi protokolleri uygular. Alerji testleri, immünoterapi (alerji aşısı) ve ameliyatsız solunum tedavilerinde modern yöntemleri benimsemektedir.
Halen Mersin’deki özel kliniğinde hasta kabul eden Uzm. Dr. Ali Demirhan, çocuklarda besin ve polen alerjileri, astım, atopik dermatit, ürtiker, bağışıklık yetmezliği ve kronik öksürük gibi durumların tanı ve tedavisinde kapsamlı çözümler sunmakta; çocuk sağlığını koruyucu, güvenli ve bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır.
